ORDAYIM
Gitar çalmaya daha çok vakit ayırdığım günlerde, kendimce çok mütevazı melodiler bulmaya başladım. Birkaç yakın arkadaşıma dinletiyordum önce, acaba bir yerlerden aklımda kalan bir melodi mi, yoksa özgün bir şey mi diye. Sonra ruh halime göre sözler yazmaya başladım bulduğum melodilere. Ordayım şarkısı ilk şarkımdı.
İnsan uzun bir süre tutuklu kaldığında, yavaş yavaş dış dünyadan koptuğunu hissediyor, sanki hiç yaşamamışsınız gibi. Size ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz insanlar kendi ayakları üzerinde durmanın yollarını ararken elinizden bir şey gelmediğini fark edip buruklaşıyorsunuz. Varlığınızın artık kime ne faydası var, hatta sizi üzmemek için sevdikleriniz problemlerini, üzüntülerini size anlatmıyorlar. Bazı olumsuzlukların farkına varıyorsunuz, çaresizliğinizi açığa çıkarmamak için konuların üstüne gitmiyorsunuz. Yaşanan problemleri halledildikten sonra öğreniyorsunuz. Normal hayatta huysuzluk yapacağınız konularda bile susmayı tercih edebiliyorsunuz. Öyle ya, hiçbir derde derman olamazken bir de huzursuzluk çıkarmaya ne hakkınız olabilir.
Herhalde ölmek ve öldükten sonra sevdiklerinizi dışarıdan izlemek, böyle bir duygu olmalı. Onların acılarını, özlemlerini görüyor, hissediyorsunuz ama yapabileceğiniz bir şey yok.
Albay Murat ÖZÇELİK, bir sohbet esnasında, “Ölseydim, şimdiye kadar ailemin acısı hafifler ve kendi hayatlarına devam edebilirlerdi. Oysa üç senedir ailem aynı üzüntüyle perişan durumda, bu durumun ne kadar süreceği de belli değil.” demişti.
Ben bu fikri paylaşmasam da, öldüğümde eşimin yaşayacağı acıyı ve kederi yüreğimde hissetim. Aklıma eski bir anı geldi; eşim bir gece rüyasında benim öldüğümü görmüş, hıçkırıklarla uyanmıştı, gecenin bir yarısı onu sakinleştirememiştim.
Eşimle beraber geçirdiğimiz zamanları, keyif aldığımız ve huzur bulduğumuz anları düşündüm. Tutuklandığımdan beri yatağımızda yatamayan, salondaki kanepede uyuyan “zuzum” gözlerimin önüne geldi.
Hafta içinde beraber kahvaltı edemezdik ama cumartesi ve Pazar günleri birlikte kahvaltı etmek bizim için ibadet gibiydi. Ben erken kalktıysam çayı demler, onun uyanmasını ve kahvaltıyı hazırlamasını beklerdim. O erken kalkmışsa çayı da kahvaltıyı da hazırlardı. Bundan hiç şikâyet etmezdi, ama ben neden öyle davranıyordum ki; düşüncesizlik, tembellik, belki de beceriksizlik. Ben her zaman olduğu gibi yemeğimi ondan önce bitirip, o söylense de, çayımın eşliğinde keyifle sigaramı içerdim. Kahvaltımız bittiğindeyse mutlaka kahvemizi içerdik. Sırf kahveyi ben yapayım diye benim çok güzel kahve yaptığımı söylerdi. Biliyorum, benim yokluğumda düzgün kahvaltı yapmıyordur, kahveden de keyif almıyordur.
Benim bir de yeşillik takıntım vardı. Arabamızla bir yerlere giderken park, ağaçlık, orman gibi yeşilliği bol olan bir yer gördüysem, o güzelliği biraz da olsa içime çekebilmek için hemen arabayı ilk uygun yere park edip, mümkünse çimenlerin üzerinde oturmayı severdim. Eşim hiç itiraz etmezdi, o daha çok benim huzur dolu halimi seyretmekten keyif alırdı.
Bazen tartıştığımız da olurdu. O, anlaşamadığımız konuları hemen konuşarak halletmemiz gerektiğini düşünür, sorunları ertelemeyi sevmezdi. Bense tartışmayı sevmez problemin zaman aşımına uğramasını tercih ederdim. Ama bunu uygularken izlediğim yöntem az konuşmak olurdu. Tülay ise küstüğümü ve günlerce konuşmamayı başarabildiğimi söylerdi. Bana “Evimin küçük çocuğu” diye takılırdı. Biz birbirimizin hoşlanmadığımız yanlarını da sevmeyi öğrenmiştik.
Biraz megolamanca belki ama sevdiğim insanın sabah kalktığında, gece başını yastığa koyduğunda, kahve içerken, nebiliyim yolda yürürken, nefes aldığı her anında beni düşündüğünü, ama tüm bunları yaşarken bir yanının eksik olduğunu biliyordum. Hâlbuki onun nefes aldığı havada, içtiği suda ben vardım. Ben hep oradaydım.
“Ordayım” isimli şarkıyı yaptığımda, kısıtlı müzik bilgimle gitarda vurduğum notaları not ederek bilgisayarda yazılı hale getirmiştim. Gitarla bu şarkıyı söyleyebilmek içinse şarkının akorlarını bilmem gerekiyordu. Askerlik hizmetini Hadımköy’de yerine getiren sevgili Ender imdadıma yetişti, önce şarkının ölçü ve nota zamanları ile ilgili aksaklıkları giderdi, sonra da akorlarını tespit etti. Artık bu şarkıyı gitar eşliğinde söyleyebiliyordum. Ender aynı zamanda bize gitar dersi veriyordu, gitar çalmaya çalışan benim gibi birkaç kişi Ender’in belası olmuştuk.
2013’ün Eylül ayında Gümüş Generalin kızı Pelin’in düğünü vardı. Gerçek düğün yapılmadan önce Gelin-Damat ve kısıtlı sayıda aile üyesi Hadımköy’e gelecekler, Gümüş Generali ziyaret edeceklerdi. Bizim gitar kursu müdavimlerinden Sadi Amiralin inisiyatifiyle bir kutlama komitesi kurduk ve kutlama programı yaptık. Elimizde bir gitar (Emre) ve bir de flüt (Nedim Binbaşı) virtüözümüz vardı. Mücahit Albay, kendi düğün şarkısı olan Samanyolu’nu söylemek istedi, sonra koro halinde Gümüş Ailesinin en sevdiği şarkı olan Rüzgâr’ı söyleyecektik. Benim de kendi bestem olan Ordayım isimli şarkıyı söylememi istediler, beste yaptığımı bile çok az kişiye söyleyebilmişken, şarkıyı herkesin önünde söylemek pek benim tarzım değildi ama olur dedim.
İnsanların çocuklarının mürüvvetlerini görmek en büyük dilekleridir. Özellikle kız babaları, kızlarını evlendirirken, pek bir mahzunlaşır, pek bir zorlanırlar. Ancak bizim durumumuzda, çocukların evlenmesi daha bir dramatik hal alıyordu. Başka örneklerine de şahit olmuştuk; çocuklar babaları tutsak iken evlenmek istemiyor, evlenme tarihi için tahliyelerin gelmesini beklemekte ısrar ediyorlardı. Ancak yaşadığımız süreç farklıydı, suçsuzduk ama ne kadar daha tutsak kalacağımızı kestiremiyorduk. Hiçbir tutsak baba, çocuklarının mutluluğunu ertelemek istemiyordu. Hasdal ve Hadımköy’de bu tip törenler normalimiz olmuştu. Hatta açık görüşte kız istemeye bile gelindiğini hatırlıyorum. Nihayetinde ailelerimizle ne mutlulukları ne de hüzünleri paylaşma hakkımız yoktu, cellâtlarımız böyle istiyordu.
Esir kampımızdaki mini törenimizde, kısıtlı bir aile grubu ve biz tutsaklar vardık. Gümüş Generalin ve Pelin’in kederini tüm hücrelerimizle hissettik, yine de hepimiz güler yüzlü maskelerimizi taktık ve program başladı. Sıra bana geldiğinde kimseyle göz teması kurmamaya çalışarak şarkımı söyledim. Şarkı bitip Pelin yaşlı gözlerle boynuma sarıldığında, benim maskem de yerinde değildi.
ORDAYIM
Yokluğuma üzülme
Sen nereye bakarsan ordayım
Kahretme gecelere
Başını koyduğun yastığındayım
Dertlenme sabahlara
İçtiğin sigara dumanındayım
Kahvenin acısında
Demlenen çayın kokusundayım
Dinlediğin şarkıda
Gezdiğin yollarda kırlardayım
Hüzünlü gülüşünde
Paylaşmadığın sırlardayım
Kederli akşamlarda
Güneşin batışında ben varım
Bir çocuk küstüğünde
Gözden dökülen yaşlardayım
Hadımköy, Haziran 2013